All posts by admin

Gözler ve kendi kendine iyileştirme Sistemi

Leo Angart Danimarkalıdır ve 1970’lerin başından beri Hong Kong’da yaşamaktadır. Çeşitli ülkelerde danışman ve eğitmen olarak Nöro-Lenguistik Programlama, Hipnoz ve Pranik Şifa konularında hizmet sunmaktadır. BBC Channel 4, CNN International, Channel 7 Australia gibi kanallarda çalışmasını aktarmıştır.

Görmek bize doğanın sunduğu en değerli armağandır. ‘Size bir krallık vereceğiz, buna karşılık hangi duyularınızdan vazgeçersiniz’ deseler, herhalde görme en son vazgeçeceğiniz duyunuz olurdu.

Görmek basittir. Gözünüzü açar ve görürsünüz. Ama zamanla işler karışır ve bu değerli armağanı kaybetmeye başlarsınız. Neden bu kadar çok insanda görme bozukluğu var hiç düşündünüz mü? Bu konuda çalışmalar başlayalı 200 seneyi geçti. Uzman kişiler ise, yaş ilerledikçe gözlerin bozulduğunu, gözlük kullanmaktan başka yapacak şey olmadığını ve göz bozukluğu ilerledikçe gözlüğün de uygun aralıklarla değiştirilmesi gerektiğini savunurlar. Karamsar bir tablo ama neyse ki doğru değil.

Bu yüzyılın başlarında William H. Bates (1860-1931) isimli New York’lu bir göz doktoru görme alanının sürekli değiştiğini keşfetti ve doğal görme biçimini irdeleyen çalışmalar yaptı. Bu, Bates’in yaşlılık dolayısı ile kendisinde oluşan hipermetrobu (Presbyopia) iyileştirme çabalarının bir ürünüdür. Bates hayatı boyunca çeşitli göz hastalıkları karşısında çok kısa sürede başarıya ulaştı. Örneğin 1903 yılında okul çocuklarının miyop olmasını engelleyen basit bir teknik geliştirdi. 1912’de bu tekniğin New York’daki okullarda yaygınlaşmasıyla miyop çocuk sayısı %6’dan %1’e indi. Ama hala acaba neden bu kadar çok çocuk gözlük kullanıyor? Tıp dünyasında, Dr. Bates’in çalışmalarının hakettiği ilgiyi görmediği kanısındayım. Amerikalı yazar Aldus Huxley, Bates Metodu ile göz bozukluğunu iyileştirdi ve yaşadıklarını 1975’de yayınladığı ‘Görme Sanatı’ isimli kitabında dile getirdi. Mier Schuider isimli doğuştan kör bir genç adam, Bates Metodu ile görmeye başladı. Hayatını Bates Metodunun yayılmasına vakfeden Dr. R.S. Agarval Hindistan’da ‘Mükemmel Görme Alanı Okulu’nu kurdu ve katarakt, hipermetrop, astigmat, miyop… binlerce hastaya şifa dağıttı.

Ben 26 sene gözlük kullandım. Daha sonra bazı insanların uzun egzersizler sonucu görmelerini iyileştirdiklerini öğrendim. Batı kültüründe yetişmiş biri olarak çabuk sonuç almak isteyen bir yapım vardı. 1993’de (Richard Bandler ve John Grinder’in yazdığı) ‘Trance-formations, Neuro-Linguistic Programming and the Structure of Hypnosis’ isimli bir kitap elime geçti. Bu kitabın 166. sayfasında hipnozla bir hastayı beş yaşına döndürdükleri ve hipnoz süresince hastanın görme işlevinin mükemmel olduğu yazıyordu. Daha sonra hastayı bu özelliğini koruyarak bugüne getirip hipnozu bitirdiklerinde hasta iyileşmişti.

Bu o kadar heyecan vericiydi ki ben de hemen bu işi yapabilecek bir hipnozcuya başvurayım dedim ama böyle birini bulamadım ve iyileşmek için başka çareler aramaya başladım. Çeşitli imgeleme (visualization) teknikleri denedim. Bu çabalarımdan ancak %25’lik bir fayda gördüm. İmajinasyon ve imgeleme, William Bates’in 100 yıl önce farkına vardığı gibi gerçekten önemli faktörler.

Beni çok etkileyen bir başka araştırma da MPD (‘multiple personality disorder’ – çok kişiliklilik) üzerine yapılan bir çalışmadır. Şikago’da bir psikiyatrist hipnoz ile MPD hastalarının farklı kişiliklere girmesini sağlayabiliyordu. Bu deneylerde aynı kişinin görme bulgularının o sıradaki kişiliğine göre değiştiği keşfedildi. Daha sonra filmi de çevrilen ‘Three faces of Eve’ isimli romanın kahramanı Chriss Sizemore, o sırada içinde bulunduğu kişiliğe göre astigmat, hipermetrop veya renk körü oluyordu. Bir MPD hastası diabetik bir kişilikte iken insuline gereksinim duyarken, diabetik olmayan bir kişilikte ilaca hiç ihtiyaç göstermiyordu.

Gözün şekli ve tansiyonunda oluşan değişiklikler ölçülebilir. Aynı fiziksel yapının, içinde bulunulan ruhsal duruma göre farklı fiziksel bulgular vermesi, bu tür problemlerin çözümünün de zihinsel olduğunu düşündürüyor. Bu araştırmalar bizi yaş ilerledikçe görme kaybının normal olduğu inancını sorgulamaya itiyor.

1980’li yılların başlarında Choa Kok Sui ile tanıştım ve ‘Pranik Şifa’ (Pranic Healing) dünyasına adım attım. Pranik Şifa yöntemi ile gözlerdeki statik (durağan) enerjiyi normal enerjiye çevirebiliyorsunuz. Bir hafta günde 2 saat bu yöntemi denedim. Önceleri gözlüksüz öğle saatlerine kadar idare edebiliyordum. Bir haftanın sonunda ise artık gözlüğe hiç ihtiyaç hissetmiyordum. O gün bugündür de gözlük kullanmıyorum.

Bu seminerde siz de doğal görmeyi keşfedeceksiniz. Ben, kimsenin gözlük, lens gibi aygıtlara ihtiyacı olduğuna inanmıyorum. Ayrıca doğal görme yeteneklerinize tekrar kavuşmanın birden fazla yolu var. Önemli olan rahatlamayı öğrenmek ve dünyayı olduğu gibi görmek.

Hipnoz, NLP (Nöro-Lenguistik Programlama) ve Pranik Şifa deneyimlerim nedeniyle bu seminer, orijinal Bates Metodunun ötesinde, oldukça zengin bir kapsama sahip. Ben görmenin zihinsel kısmını şu dört elemanın bir dengesi olarak değerlendiriyorum :

• İmgeleme : Meditasyon / rahatlama
• İnanç : Hayatınızın bir döneminde görmek istemediğiniz ya da size çok aykırı gelen şeyler görmüş olmak, kısıtlayıcı bazı inançların gelişmesine yol açabilir. NLP bu konuda çok etkin ve hızlı yöntemler sunmaktadır.
• Enerji : Pranik Şifa ile görme sisteminizdeki statik (durağan) enerji kısa sürede size canlılık veren bir enerji biçimine dönüşebilir. William Bates, gözlerin kapatılarak yüzün güneşe çevrilmesini önerir. Ancak günümüzde bu amaçla kullanılabilecek çok çeşitli enerji kaynakları vardır.
• Fiziksel egzersiz : Gözlük taktığınızda göz kaslarınız daha az kullanıldıkları için zayıflar ve Bates egzersizleri gibi egzersizlerle tekrar güçlendirilmeleri gerekir.
Benim görme konusunda oluşturduğum temel varsayımlarım şunlar :

1. Görmenin % 90’ı zihinseldir. Gözler sadece duyu organlarıdır. Gerçek görme olayı, beynin arka tarafında, iki görüntünün üst üste düşerek üç boyutlu bir görüntü oluşturmasıyla gerçekleşir.
2. Doğal olanı iyi görmektir. Hepimiz mükemmel görme yeteneği ile doğarız. Görme özürlü doğanlar % 1’in altındadır. Kırsal alanlarda ve doğaya daha yakın yaşayan toplumlarda sağlıklı görme oranı çok yüksektir.
3. Görme öğrenilir. Yeni doğan bebekler önceleri dünyayı bulanık görürler. Görme ilk gelişen duyulardan biridir. Göz ameliyatı geçiren yetişkinler de buna benzer bir deneyim yaşarlar.
4. Görme alanımız enerji seviyemizi gösterir. Dr. Bates doğal görüşün sürekli değiştiğini farkeden ilk bilim adamıydı. Artık herkes yorgunluğun görme üzerindeki olumsuz etkisini biliyor.
5. Görme, bizden kaynaklanır ve bize geri döner. İçsel bir duyu olarak, görmenin metafizik yönü görmemizi etkiler. Jacques Lusseyran (fransız yazar, filozof, direnişçi) çocukluğunda bir kaza sonucu gözlerini kaybetti. Gözleri tamamen tahrip olmuşken, kazadan kısa bir süre sonra hala görebildiğini farketti. Lusseyran, bandajlar açıldıktan sonra yaşadıklarını ‘And There Was Light’ (‘Ve Işık Vardı’) isimli otobiyografisinde anlatır.
6. Görme, neyin görülüp neyin görülmemesi gerektiğine ilişkin inançları yansıtır. Neyi görmenin uygun olduğu hakkındaki inançlar değiştiğinde, görme bozukluğu da önemli ölçüde iyileşir. Bunlar çoğunlukla, bir nedenle gelişmiş ve bilinç altına yerleşmiş tepkilerden kaynaklanır. Görsel eğitimin bilinçaltı ile uyumlu ilerlemesi sonucu gözler doğal durumlarına geri dönerler.
7. Egzersizle kaslar yenilenir. Gözlük veya lens kullanılması nedeniyle zayıflayan göz kaslarının egzersizle kendilerini yenilemeleri sağlanır.

Sizleri, doğal, berrak görmeye kavuşma yolculuğumuza bekliyorum.
Leo Angart
www.vision-training.com

Gözler Dış Müdahale Olmadan İyileşebilir mi?” Sorusunun Cevabı
Gözlük ve lensten bağımsız olarak net görmenin bir yolu varmış, hem de ameliyatsız… Fakat ben bunu 15 yıl boyunca gözlük ve lens taktıktan sonra öğrendim. Bunu öğrendiğimde inanılmaz yoğun duygular yaşadım. Önce heyecanlandım, sonra çok ama çok sevindim, sonra da inanmakta güçlük çektim. Bize doktorların anlattıklarıyla tamamen ters bir şeydi bu.. Gözlük takmazsan göz bozukluğunun ilerleyeceği ve gözlüksüz iyileşmenin mümkün olmadığı anlatılmıştı yıllarca. 15 senelik bir göz bozukluğu geçmişimden sonra, kendi kendine iyileşme üzerine yaptığım internet ve kitap araştırmaları beni bu harika habere kavuşturdu. William Bates adında çılgın bir tıp doktoru neredeyse 100 yıl önce, gözlüğün insan gözünü tembelleştirdiğini, göze hiçbir fayda sağlamayacağını, aksine zarar verdiğini fark etmiş. William Bates gözlüklerin sadece takıldığı an net görmeyi sağladığını ve görme kusurlarını tedavi etmediğini her aklı başında insan gibi gözlemlemiş. Kendi gözlerinde de hipermetrop (yakını görememe) olduğu için, kendi gözlerini iyileştirmekten yola çıkarak Bates metodunu bulmuştur. Bu metotla göz kusurları kısa bir zamanda tamamen düzeltilebiliyor. Tuhaftır ki, bulduğum bilgilerin hepsi İngilizceydi. Bu konuda yazılmış birçok kitap ve web sitelerindeki bilgiler olmasına rağmen hiçbir Türk doktoru bu bilgileri insanlarla paylaşmamış. Bu metotla iyileşen binlerce insan var fakat bu metot maalesef, dünyada da fazla bilinmiyor.

William Bates’in keşfettiği şey; göz bozukluklarının, gözdeki kasılma ve gerilimden kaynaklandığıdır. Çocuklukta veya yetişkinlikte herhangi bir bunalım, sıkıntı, gerginlik durumunda, gözde oluşan bir gerilim gözün normal görüşünün bozulmasına yol açıyor sonra çeşitli nedenlerle o bozukluk devam ediyor. Gözler, harika fakat çok hassas organlar. Bu yüzden herhangi bir olumsuz duygu, göz kusuru oluşmasına neden olabiliyor, fakat işin garip tarafı şu ki, göz kusuru oluşsa bile, tekrar kendi kendine düzelebiliyor. Tabii bundan habersiz olan doktorlar hemen gözlük veriyorlar insanlara. Gözlük ise, bu görme kusurunun sabitlenmesine ve daha da kötüye gitmesine sebep oluyor. Şöyle ki, eğer bana gözlük verilmeseydi de, rahatlama egzersizleri bile önerilseydi, ben uzun yıllar gözlük takmak zorunda kalmayacaktım.

Bir gün okulda ders sırasında, bir öğrenci ağlamaya başladı. Sonra yanına gittim ne olduğunu sordum. Meğerse tahtayı göremiyormuş, bir anda her şey bulanıklaşmış onun için ağlıyormuş. Hemen yanına oturdum ona gözlerini ve zihnini rahatlatacak bir kaç şey yaptırdım. 5 dakika sonra çocuk net görmeye başladı. Diyorum ki, eğer o çocuk hastaneye götürülseydi, bundan sonra gözlük takan biri olacaktı. Buna benzer sayısız örnek yaşadım küçük çocuklarla ve hepsi çok çabuk iyileşti.

Göz ile ilgili daha önceki yazılarımda paylaştıklarımı uygularken gözlüklerinizi veya lenslerinizi çıkarınız. Gözlük ve lensleri çıkarmadan yapılacak çalışmalar olduğunda zaten bunu belirtirim. Belirtmediklerimde ise mutlaka onları bir kenara koyarak uygulamaları yapınız.

Gözlerinizle ilgili çalışmalar yaparken, kendinize ait bir oda, evinizin bahçesi, evinizin balkonu, bir park ya da dere kenarı gibi kendinizi rahat hissedeceğiniz ve huzurlu bir şekilde kalabileceğiniz bir mekanda olmanız çalışmalarınızın verimini 4-5 kat arttırır. Hatta çalışmalar sırasında huzurlu ve sakin bir müzik de dinleyebilirsiniz. Bu da sizin daha çok gevşemenizi ve rahatlamanızı sağlayacağından, yine çalışmalarınızın verimi artar.

Ayrıca çok önemli bir noktayı daha paylaşmak istiyorum. Eğer göz numaranızın düşmesini veya gözünüzdeki başka bir rahatsızlığın (glokom, retinayla ilgili problemler, katarakt…) iyileşmesini istiyorsanız gözlüklerinizi veya lenslerinizi 1 numara kadar düşük olanlarıyla değiştirmelisiniz. Zaten şöyle mantıklı bir şekilde düşünürseniz, bunun ne kadar doğru olduğunu anlayacaksınız. Hem numaranızı düşürmek isteyip hem de aynı numaralı camları kullanmaya devam ederseniz gözlerinizin iyi gören bir hale gelmesini nasıl bekleyebilirsiniz ki? Beyninize iyi göremiyorum sinyali verip de gözlerinizin iyileşmesini sağlayamazsınız. Ancak düşük numaralı camlarla da görebildiği sinyalini verirseniz beyniniz ve bedeniniz bunu kabul eder ve gözlerinizi bir an önce iyileştirmek üzere harekete geçerler. Zaten 2 hafta içinde emin olun gözleriniz yeni gözlük numaralarına alışacak ve onlarla da iyi görmeye başlayacaksınız. Tabii bu arada göz alıştırmalarını yapmaya da devam edeceksiniz.

Önemli bir şey daha: gözlüklerinizi sadece net görmediğinizde yapamayacağınız işler için kullanın. Yani bilgisayarda çalışırken, film izlerken, tahtaya bakarken, araba kullanırken gibi… Diğer zamanlarda gözlüklerinizi çıkarın ve çok kısa bir zaman sonra gözlüksüz de yeterince net görmeye başlayacaksınız. Ben gözlüklerimi ilk çıkardığım da her şey sisli ve bulutlarla sarılmış gibiydi ve görüntüler gerçekten berbattı. Çünkü her iki gözümde de 5 numara miyop ve 2 numara astigmat vardı. Yine de sabrettim ve günümün büyük kısmını gözlüksüz geçirmeye devam ettim. Biliyordum ki gözlükler benim koltuk değneklerimdi. Onlara o kadar alışmıştım ve onlarsız görebileceğimi öylesine unutmuştum ki, onları bir dakika bile çıkarmak beni korkutuyordu. Yine de sonunda o koltuk değneklerini attım ve sadece gerçekten onlara ihtiyaç duyduğumda taktım. Sizlerden de yapmanızı istediğim şey bu.

Deneyin ve kendi gözlerinizle görün. Bu deneyim gerçekten neşe verici bir deneyim olacak sizin için. Güzel gören gözler dileğiyle…


Hidroterapi (Su terapisi) -Ferahlık ve Tazelenme Hissini Gözlerinize Yaşatın

Kendinize ait rahat bir odada veya evinizin bahçesinde yani sakin ve huzurlu bir yerde bu çalışmayı yapmanız gözleriniz için çok verimli ve rahatlatıcı olacaktır.

İki cam kap alın ve birine sıcak su, diğerine ise soğuk su doldurun. Yalnız sıcak su elinizi içine rahatça sokabileceğiniz kadar sıcak olmalıdır. Gözlerinizi yakacak kadar sıcak olmamalıdır. Soğuk suyu ise musluktan doldurup içine 5-6 tane buz atın. Şimdi de iki tane küçük havlu alın ve birini sıcak su kabına, diğerini de soğuk su kabına daldırıp biraz bekleyin. Yanınıza da çalışmanın sonunda yüzünüzü kurulamak ve yüzünüze hafif hafif masaj yapmak için bir tane de kuru ve temiz havlu alın.

Şimdi sıcak su dolu kaptaki havluyu sıkıp düzleştirin ve iki gözünüzü, elmacık kemiklerinizi ve alnınızı örtecek şekilde yüzünüze koyun. Gözlerin üzerine ellerinizle baskı yapmadan, sadece havluyu yerleştirin. Derin derin nefes alarak ve yavaş yavaş bu nefesi vererek havludan gözlerinize gelen ılıklığı hissedin ve bu ılıklığın keyfini sürün. Yaklaşık 30 saniye havluyu tutun ve sırtınız, boynunuz dümdüz ve dik olacak şekilde oturun. Bu çok ama çok önemlidir. İçinizden gözlerinizin her geçen gün daha parlak gördüğünü ve rahat olduğunu belirten cümleler söylemeniz de gözlerinizi daha fazla rahatlatacaktır.

Şimdi de soğuk su kabının içindeki havluyu alın ve suyunu sıkıp havluyu düzleştirin. Havluyu daha önceki gibi gözlerinizin üzerine yerleştirin. Yaklaşık 30 saniye beklettikten sonra, sıcak su kabındaki havluyu alın ve sıktıktan sonra hiç beklemeden gözlerinizin üzerine yerleştirin. Yaklaşık 30 saniye bekleyin ve soğuk su kabındaki havluya geçin. Bu döngüyü toplam 5 dakika yapın. Her seferinde, gözlerinizdeki serinlik ve sıcaklık sonrasında oluşan rahatlamayı, ferahlamayı hissedin ve tadını çıkartın. Gözlerinizin her an daha iyi gördüğünü ve gittikçe gözlerinizin gevşediğini kendinize hatırlatan cümleler söyleyin.5 dakikalık süre dolduğunda, kuru olan havluyla yüzünüzü kurularken göz çevresine hafif hafif masaj yapın. Gözlerinizi açtığınız zaman, gözlerinizin ve göz çevresinin ne kadar rahatlamış ve özgürleşmiş olduğuna şaşıracaksınız. Şimdi de 10 dakika kadar sessiz bir şekilde oturun ve etrafınızı bebeksi gözlerle seyredin. Bir şey görmeye çabalamadan sadece seyredin. En ufak ayrıntıları bile seyredin ve gözlerinizdeki ferahlığın ve rahatlamanın keyfini sürün.

Bu çalışmanın amacı; gözlerde biriken ve atılmayan zararlı maddelerin ve ölü hücrelerin boşaltım sistemine geçmesini sağlamak ve bu işlemi hızlandırmaktır. Ayrıca göz yuvarlağının dışındaki faydalı maddelerin, vitaminlerin, besin maddelerinin de göz yuvarlağına geçmesini sağlamak ve bu işlemi hızlandırmaktır. Ayrıca bu çalışma sonucunda, göz merceğinin yumuşaması ve böylece göz merceğinin odaklanma mekanizmasının tekrar faaliyete geçmesi sağlanmaktadır. Ayrıca en büyük faydası da gözlerinizdeki gerginlik, stres, gerilim ve kasılmaları yok etmesidir. Gözlerinizden kaynaklanan baş ağrılarınız bir haftalık düzenli uygulamadan sonra, yavaş yavaş kaybolacaktır. Deneyin ve kendiniz görün. Günde en az iki kez bu 5 dakikalık muhteşem ferahlık deneyimini yaşayın…

Palming Çalışması -Karanlığın Getirdiği Netlik

Şimdi ellerinizi birbirine sürterek iyice ısıtın, parmaklarınıza biraz masaj yapın. Parmaklarınızdaki ve ellerinizdeki gerginliği gevşetin. Biraz da omuzlarınızı, kollarınızı hareket ettirerek bu bölgelerdeki gerilimleri de gevşetin. Boynunuzu ve başınızı da hareket ettirin ve rahatlatın. Şimdi de sırtınızı gevşetecek birkaç hareket yapın ve vücudunuzun kalça yukarısında kalan bölgelerinin iyice gevşediğinden ve rahatladığından emin olduktan sonra rahat ve dik bir biçimde bir koltuğa oturun.

Oturduğunuz yer karanlık bir yer olursa, bu çalışma çok daha verimli olur. Ellerinizi iyice birbirine sürterek ısınmalarını sağlayın. Önünüze bir masa ve masanın üzerine de yüksek bir minder koyun. Bunun sebebi; kollarınızın yorulmamasını ve ağrımamasını sağlamaktır. Boynunuzu da dik tutacak şekilde, uygun yükseklikte bir minder koyun. Bu minderin üzerine dirseklerinizi koyun. İyice ısınmış olan ellerinizi, avuç içleriniz gözlerinizi karanlıkta bırakacak şekilde gözlerinizin üzerine koyun. Avuç içlerinizi yuvarlak şekle getirdikten sonra gözlerinizin üzerine yerleştirin. Elleriniz göz yuvarlaklarınıza ve yüzünüzdeki kemiklere kesinlikle baskı yapmamalıdır. Tam anlamıyla bir pamuk yığınını gözlerinizin üzerine yerleştirmişsiniz gibi hiçbir baskı olmadan ve tamamen karanlık olacak şekilde ellerinizi yerleştirin ve bu karanlığı mümkün olduğunca uzun bir süre seyredin. İsterseniz yarım saat, isterseniz 1 saat, isterseniz daha da uzun bir süre yapabilirsiniz.

Sadece karanlığı seyrederek zihninizi sakinleştirin. Dışarıdaki her şeyin simsiyah olduğunu hayal edin. Evlerin, arabaların, denizlerin, gökyüzünün, kısacası her yerin ve her şeyin simsiyah olduğunu düşünün. Derin derin ve sakin bir biçimde nefes alarak dikkatinizi bedeninizde gezdirin. Bunu ne kadar uzun süre yaparsanız o kadar faydasını görürsünüz. Bitirmek istediğinizde, ellerinizi indirin fakat gözlerinizi açmayın. Bir süre de bu şekilde bekledikten sonra gözlerinizi açın ve aydınlık bir yere geçerek etrafınızı çocuksu gözlerle seyredin ve görüşünüzün ne kadar netleştiğine şaşıracaksınız.

Güneşin Gözlerinize Ne Kadar İyi Geldiğini Biliyor Musunuz?

Önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Bu çalışmaya başlamadan önce bir süre mutlaka palming yapılmalıdır. Daha sonra doğrudan güneş ışığı alabileceğiniz bir mekana geçin. Bu mekan, balkon ya da evinizin bahçesi olabilir.

Gözlerinizi kapatın ve yüzünüzü güneşe doğru dönün. Dünyanın en faydalı şeylerinden biri olan güneşten faydalanın. Güneş ışınlarının çok dik geldiği 11:00 ile 15:00 arasında bu çalışmayı yapmayın, sadece bu saatlerin dışındaki saatlerde yapın. Şimdi bu durumdayken, yani yüzünüz, teninizi okşayan güneşe dönükken, sağ elinizin avuç içiyle sağ gözünüzü ışık gelmeyecek şekilde kapatın. Başınızı önce yavaş yavaş sağa doğru çevirin, sonra da sola doğru çevirin. Yalnız, çeneniz tam olarak 180 derece omzunuzun üzerine gelecek şekilde başınızı döndürün. Bunu 2-3 dakika yaptıktan sonra sağ elinizi indirip, sol elinizle sol gözünüzü kapatın ve yine aynı başı döndürme hareketini 2-3 dakika yapın. Daha sonra da,iki eliniz aşağıda olacak şekilde, yani ellerinizle herhangi bir gözünüzü kapatmadan da bir kaç dakika başınızı sağa sola çevirme hareketini yapabilirsiniz. Bu arada gözlerimiz hep kapalı duruyor. Bu çalışmaya en azından sabah ve akşam 5’er dakika ayırmalısınız.

Bunu yaparken gözlerimize neler oluyor bir bakalım: Yüzünüz tam güneşe doğru dönükken gözbebeğiniz daralır, yüzünüz güneşten uzaklaştıkça ise gözbebeğiniz genişler. Böylece gözbebeğiniz bir daralır bir genişler. Lensiniz daha esnek ve aktif hale gelmeye başlar. Görüşünüz daha parlak olmaya başlar. Göz yuvarlağınızın büyük bir kısmı uyarılır ve güneşteki yararlı ışınları almış ve gözlerinizi beslemiş olursunuz. Bu çalışmayı 5 dakika yaptıktan sonra, daha az ışık alan bir yere geçin, hatta karanlık bir yer olması daha iyi olur. Hemen palming çalışmasına başlayın. Bitirdikten sonra gözlerinizi sakince açın ve etrafınızı seyredin. Gözlerinizdeki sakinleşmeyi, dinginliği ve canlılığı hissedebilirsiniz. Ne kadar net gördüğünüze şaşıracaksınız. İşte, bu neşeyi tadın ve iyice yudumlayın. Enfes bir şey öyle değil mi?

Akupunktur felsefesine göre vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt ancak uyum içinde iki enerji vardır.Bunu gösteren ambleme Taiji(büyük ikilem) denir.Siyah Yin�in beyaz Yang�ı simgeler. Klasik çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve herşeyin içinde var olan evrensel gücün insanın da içinde olduğuna inanılır. �Chi� adı verilen bu enerji insan vücudunda meridyen denilen kanallarda dolaşır.Bu kanallardaki enerji akımının sekteye uğramasıyla hastalıkların ortaya çıktığına inanılır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek ya da tedavi etmek amaçlanır.
İnsan vücudunun kendi kendini onarma gücü çok yüksektir. Hipokrat , canlıların kendi kendine iyi olma güçlerinden ve �iç hekim�den bahsederken, Paracelcus,� Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir�demektedir. Vücudumuzda bu gücü (bioregüler güç) harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki bunlara akupunktur noktaları denilmektedir.
Yaklaşık 2000 akupunktur noktası vücudumuzda bulunur.Bu noktaların birleştirilmesi ile 12 çift 2 adet tek meridyen yanımlanmıştır. Akupunktur noktalarının % 70-80 kadarı tetik noktaları ile aynıdır ve ayrıca bir çoğunun kasların motor noktaları ile aynı olduğu belirlenmiştir. Akupunktur noktası uyarılınca buradan başlayan lokal hücresel uyarılar sinirsel iletişim yoluyla beyine ulaşır, beyinden de ilgili organlara gönderilir. Böylece vücudumuzda zaten varolan kimyasal maddeler, hormonlar, enzimler salgılanır ve bazı hücresel değişiklikler olur. Dışarıdan ilaç vermeye gerek kalmaz. Burada özellikle önemli bir konu vardır. Bu süreç olması gerektiği düzeyde kalır yani ne daha fazla ne de daha az. Yani hiperfonksiyon veya hipofonksiyon oluşmaz. Çünkü organizmamız normale programlanmıştır.
a
Gözde akupunkturun; inflamatuar göz hastalıklarında, glokom ve oküler hipertansiyonda, kuru gözde, paralitik strabismusda, oküler allerjik hastalıklarda, fasyal paralizde, blefarospazmda, optik atrofide kullanımını araştırmalar bulunmaktadır.
Koreli bir fizikçi olan Cho ve arkadaşları göz çevresindeki akupunktur noktalrınıın uyarılması ile single foton emisyonunda dayanan bilgisayarlı tomografi cihazıyla (SPECT) beyinde görme ile ilgili mekezlerde aktivite artışı saptamışlardır.
Nepp ve arkadaşlarının yaptığı, kurugözde akupunkturun etkinliğini araştıran bir çalışmada,102 kuru gözlü hasta geleksel çin tıbbına (TCM) göre iki gruba ayrılmış, birinci gruba, dış faktörlerin (toksik, allerjik,ilaçların oluşturduğu, oküler yüzey inflamasyonu ve infeksiyonu, kontakt lens kullanınımı) ön planda olduğu kuru gözlü hastalar, ikinci gruba ise iç faktörlerin ön planda olduğu (hormonal sistem bozukluğu, immun kökenli, psişik, ve vitamin A yetmezliği) kuru gözlü hastalar alınmıştır. Akupunktur hastalara, haftada bir olamk üzere toplam 10 seans ve her bir seans en az 30 dakika olmak üzere uygulanmış, uygulama sonrası Schirmer testlerinde, BUT�larda anlamlı düzelme ve damla damlatma sıklığında anlamlı azalma saptanmıştır. Eksternal ve internal faktörler arasında anlamlı fark izlenmemekle birlikte eksternal faktörlerin ön planda olduğu hasta grubunda kuru göz parametrelerinde daha fazla iyileşme görülmüştür.
Eksternal faktörlerin olduğu grupda otonom sinir sistemi imbalasının ana faktör olduğu zaten akupunktur uygulamasınında genel olarak otonomik disfonksiyonlarda düzenleyici etkisinin olduğunun bilinmesi niçin bu grupda uygulamanın daha etklili olduğunu açıklamadadır şeklinde yorumlanmıştır. Akupunkturdan en az fayda gören hasta grubuise Sjogren sendromlu hastalar olarak çalışmada izlenmiştir.
Nepp ve arkdaşlarının yaptığı diğer bir çalışmada oküler ağrı şikayetlerinin konvasiyonel tedaviye yanıt vermeyen, glokomlu, oküler migrenli, kuru gözlü, blefarspazmlı hastalarda akupunkturun etkinliği araştırılmış ve hastaların şikayetlerinde anlamlı düzelmeler saptanmıştır.
Gronlund ve arkadaşlarının kuru gözlü hastalarda akupunkturun etkinliğini araştıran diğer bir çalışmada, akupunktur uygulanan hastalarda kontrol grubuna göre subjektif bulgularda anlamlı iyileşme saptanmasına rağmen kuru göz parametrelerinde fark saptanmamaıştır. Yazarlar hastalardaki bu subjektif düzelmeyi, akupunkturun korneal ağrı algılamasını üzerinden yaptığını düşünmüş ayrıca akupunkturun otonomik sinirleri uyararak bunlardan substans P, kalsitonin bağımlı peptit(CGRP), nöroepinefrin, met-ensefalin gibi çeşitli norotransmitterler açığa çıkararak korneal epitel iyileşmesinin hızlandırdığı ve sekretuar bezlerin, özellikle çok güçlü bir vazodilatatör olan kalsitonin bağımlı peptit, nöropetit Y, vazoaktif intestinal peptit(VIP) sayesinde kan akımını ve dolayısı ile sekresyonunu artırdığını belirtmiştir.
Chu ve arkadaşlarının normotansif tavşanlarda akupunkturun humor akoz dinamiği üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalarında, iğneler siyatik sinir proksimalinden uygulanmış ve maksimum 9 mmHg olmak üzere anlamlı göz içi basıncıda düşüklük ayrıca eş zamanlı norepinefrin ve dopaminin humor akoz konsantrasyonunda düşüklük saptanmıştır. Ek olarak humor akoz endorfin seviyelerinde 8 kat artış saptamışlardır. 1 saat süren akupunktur uyarısının oluşturduğu göz içi basıncındaki düşüklüğün 9 saat sürdüğü ve işlem öncesi opioid reseptor antagonisti olan naloksanın verilmesinin ve cerrahi sempatektominin basınç düşüklüğünü bloke ettiğini saptamışlardır. Opioidlerin reseptörlerinin özellikle delta ve gamma subtiplerinin akupunkturun göz içi basıncındaki oluşturduğu değişiklikleri modüle ettiğini saptamışlardır. Bununla birlikte Rolston ve arkadaşları köpeklerde deneysel olarak oluşturdukları gözlerde akupunkturla basınç düşüklüğü elde ederken, Dabov ve arkadaşlarının 8 glokom hastasından oluşan çalışmalarında 3 hastada akupunkturla basınç düşüklüğü saptamışlardır. Ayrıca daha geniş hasta gruplarını içeren çalışmalarda ortak olarak saptanan sonuç, hastalarda subjektif olarak santral görmede iyileşme izlenmiş, son olarak akupunkturun glokomlu gözlerde herhangi bir etkisinin olmadığı, makuler patolojinin olmadığı hastalarda mekanizması bilinmemekle birlikte bazı makuler fonksiyonlara etkisinin olduğu yönünde yoğunlaşmıştır.
Zheng ve arkadaşları akupunkturu retinal arter tıkanıklıklarında kullanmış, 168�i santral retinal arter kıkanıklığı olamak üzere toplam 245 retinal arter tıkanıklığı olgusunda 10 gün süren seanslar sonunda, % 25 sınırlı görsel iyileşme, % 30 iyi görsel iyileşme saptanmış bu grup kliniklerindeki tedavi edilmemiş retrospektif bir hasta grubuyla karşılaştırılmış, çalışma çift-kör olmamasıyla ve tam prospektif formatta uygulanamaması nedeniyle yoğun eleştiriler almıştır.
Yu ve arkadaşlarının Behçet hastalığındaki akupunkturun etkinliğini araştıran çalışmalarında, hastalar randomize olarak 26�sı akupunkturla tedavi edilen ve 20�si ilaç tedavisine alınan olmak üzere iki gruba ayrılmış, akupunktur grubunda rekürrens açısından anlamlı düşüklük saptanmıştır.
Sonuç olarak akupunktur felsefesinde, organizma bir bütün olarak ele alınır ve eğer bir hastalık var ise bütünün dengesi bozulmuş olarak kabul edilir. Bir organ çalışmadığında o organla birlikte rahatsızlığa sebep olabilecek psikolojik nedeninde ortadan kaldırılması amaçlanır.

Bioenerji Tıbbının Akupunktur İle Benzerlikleri
Kaynak : yorumla.net – Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz…

Akupunktur M.Ö. 3000 yıllarında Çin ülkesinin kuzey bölgelerinde ortaya çıkmış bir tıp bilimidir. Akupunktur hakkında yazılmış olan ilk kitap M.Ö. 50 yıllarına aittir. Bu kitapta temel akupunktur terimlerine anatomik ve fizyolojik referanslarla birlikte, akupunkturun klinik uygulamaları anlatılıyordu.
1955 Yılında Shyuken , akupunkturun tedavide etkin bir yöntem olduğu şeklinde düşüncelerini belirterek, bu tedavi metodunun sistematik olarak araştırılmasını ve daha analitik olan Batı tıbbıyla karşılaştırılmasını istedi. Böylece Batı tıbbı ile Doğu tıbbını birleştirecek yeni medikal hareket başlamış oldu.
Akupunktur, son birkaç on yıl içinde birçok ülkede popüler olmuştur. Sadece cerrahi vakalarda analjezik olarak değil, Batı tıbbının yöntemlerine cevap vermeyen birçok hastalığın tedavisinde akupunkturun etkisi kanıtlanmıştır.
Bugün başta Fransa, Avusturya, İngiltere ve Almanya olmak üzere, Batı ülkelerinde akupunktur tıbbı disiplin olarak okutulmaktadır.
Ülkemizde de 29.05.1991 tarihinden itibaren T.C. Sağlık Bakanlığının 181 sayılı kararnamesinin 43. maddesine dayanılarak hazırlanan akupunktur tedavi yönetmeliğince belirlenen kaidelerle akupunktur yasal tedavi olarak uygulanmaktadır.

Bioenerji tedavisi, akupunkturun alet kullanılmadan uygulanan şekli gibidir. Akupunktur tedavisi prensiplerini andıran, benzer esaslarla yürütülen bir çalışmadır. Bu benzerlikleri ana başlıklar halinde sıralayalım;
A-) Bioenerji tedavisinde cerrahi müdahale yoktur, akupunktur tedavisinde de cerrahi müdahale yoktur.
B-) Bioenerji tedavisinde herhangi bir ilaç kullanılmaz, akupunktur tedavisinde de hastaya herhangi bir ilaç verilmemektedir.
C-) Bioenerji tedavisinde bioenerjist tedavi ettiği kişiye hiçbir şekilde dokunmadan avuç içlerinden vücuda bioenerji pompalamak yoluyla, bedenin bozulmuş olan sistem ve dengelerinin akordunu sağlayarak iyileşmeyi temin eder. Akupunktur tedavisinde de akupunkturist, kullandığı bir takım metal iğneleri, vücudun gerekli özel noktalarına GEÇİCİ OLARAK usulüne göre batırıp, yeterli bir müddet sonra GERİ ALMAK suretiyle, kişinin bozulmuş olan sistem ve dengelerini akord ederek iyileşmeyi sağlamaktadır. Bu akupunktur iğneleri asla devamlı şekilde ( bir protez gibi) hastanın vücudunda bırakılmamaktadır, yani; bir ilaç gibi vücuda dahil edilmemektedir.
Ne var ki; akupunktur tıbbı uzun zaman içinde kullanışlılık bakımından pek fazla bir gelişme kaydedememiştir.
Görüldüğü gibi her iki tedavi yönteminde de benzer esaslar vardır. Akupunktur tıbbının insanlığa sunduğu muhteşem tedaviye ilaveten, bioenerji tıbbında alet cinsinden sayılan metal iğneler de devre dışı bırakılmıştır, alet kullanılmamaktadır.
Her iki tıp dalı da benzer yollarla insanlara sağlık kazandırmaktadır. Akupunktur tıbbı ve Bioenerji tıbbı muhtelif OTOYOLLAR gibidirler, insanların sağlığa ULAŞIMINI yapmaktadırlar. Bioenerji tıbbı ulaşım konusunda yeni bir yol ortaya koymuştur, ama bu yol uçakların havadaki yolları derecesinde ayrı bir boyuttadır. Bilindiği gibi uçakların da gökyüzünde yolları vardır. Gökyüzündeki bu yollar da otoyollar gibidir, belirli ulaşım ve seyrüsefer prensipleriyle çalışır, kuralsız bir gidiş-geliş yoktur, ama; yeryüzündeki yollar gibi asfalt zemin, köprüler, menfezler, trafik lambaları görülmez ; fakat, çok ciddi trafik esaslarına bağlıdırlar. İşte bioenerji tıbbının akupunktur tıbbına benzerliği bu geniş manada anlaşılmalıdır.
Neden Hasta Oluruz?

Evrende herşey enerjidir. Evrendeki herşeyin özü kuant dediğimiz enerji zerrecikleridir. Gördüğümüz, algıladığımız canlı cansız herşey kuant dediğimiz enerji zerreciklerinin belli sayılarda yoğunlaşmasıdır.

Evren bir enerji okyanusudur. Nesneler arası boşluklar dediğimizde enerjidir. Sürekli titreşim halinde olan kuantlar özel programa organize olup şeyleri oluşturur. Vücuda gelen oluşumları biz isimlendiririz. Beş duyu ile algılayabildiklerimiz kadar, duygu ve düşüncelerde enerjidir. Onların titreşim sayılarının yoğunluğu, niteliğini ve kalitesini belirler.

Bizlerde belli titreşimlerin “kan-kemik-kas-sinir-doku vs.” birleşimi ile organize olmuş enerji varlıkları olduğumuz kadar bizi canlı kılan özel bir enerji sistemi ile donanmış durumdayız. Evrensel enerji ile sürekli bağlıntıda olan ve ondan beslenen vücudumuzdaki enerji sistemimiz özgün bir yapı oluşturur.

Vücudu kan damarları gibi saran “nadi” dediğimiz enerji kanalları ile bu enerji dolaşır. Belli şekillerde enerji meridyenleri oluşturur. Bu meridyenlerin başlangıç ve bitiş noktaları, özel enerji tetikleme noktaları olduğu kadar, enerji beslemesi yapacağı organ ve sistemleri işaret eder.
Eğer yaşam enerjiniz düşükse veya dolaşımında bir tutukluk varsa hastalıklara daha açık olursunuz. Enerjiniz yüksek olduğunda ve rahatça aktığında; daha az hastalanır ve sağlığınızı uzun süre koruyabilirsiniz.
Bedenimizdeki sistemlerin hepsi birbiri ile bağlantı halindedir. Bir tanesi bozulduğunda, zaman içinde diğer sistemleri de etkilemeye başlar. Bir bölgedeki hastalık, ilişkili başka bir bölgede hastalığa ya da olumsuzluğa neden olabilir. Enerji düzeyinde başlayan bozuk bir titreşim zihinsel ve fiziksel düzeyde hasara yol açacaktır. Reiki, vücuttaki sağlığın, uyumun ve dengenin düzenlenmesini sağlar.
Enerji akışımızı değiştiren, sekteye uğratan, hastalığa sebep olan unsurları incelediğimizde bunların; negatif düşünceler, zihinsel karışıklık, doğru nefes almama, düzensiz beslenme, hareketsizlik olduğunu görüyoruz. Ve böylece hastalığı bizim yarattığımız ortaya çıkıyor.

Hemen pozitif tarafından gözden geçirelim. Eğer hastalığı biz yaratıyorsak o zaman tekrar yok edebilir, iyileştirebiliriz.”

Kişisel Şifa gücümüz
Kendimizi iyileştirmek için kendi içimizdeki gücü kullanmak gerekiyor. Enerjmizi dengelemek ve hücre titreşim hızımız ayarlamak için kendi içimizde olan gücü harekete geçirmeliyiz .Yani farkındalığımız arttırarak vücudumzla gereken ilişki ve diyaloğu kurmalıyız. Böylece yeni programlarla vücudumuzdaki enerji aksaklıklarını düzeltir ve şifalanırız. Hepimiz kendi kendimizi şifalandırma yeteneğine sahibiz. Sadece bunu kabul edip harekete geçirmemiz yeterli. Farkındalığımızı arttırmak için de kendi içimize dönmeliyiz. Bedeneimizle iletişime kendimizi açmalıyız. Nerde nasıl bir tıkanıklık olduğunu bedenimiz bize kendi söyleyecektir. Sesine kulak verip enerjisel işaretlerini duymamız yeterlidir. Pekcoğumuz bu işaretlerin üzerinde durmuyoruz. Çünkü bedenlerimizle konuşabileceğimizi düşünmüyoruz. Sonunda kendimizi cihazlara emanet ediyoruz ve onların bedenimizin lisanını anlayacağını düşünüyoruz. Oysa hangi cihaz sevgi dili konuşur? Bedenin dili sevgi dilidir. Siz sevgisiniz. Bu yüzden cihazların bedeninizi anlayacğını düşünmeyin kendinizi sevin ve iletişime açık olun. Ancak o zaman bedenimzizin ne demek istediğini net bir şekilde anlarsınız. Cihazlar sadece ilerlemiş rahatsızlıkları tesbit edebilir. Cünkü artık gözle görülebilir hale gelmiştir. Beden, lisanı anlaşılmadığı için sizin beş duyunuza hitap eder şekilde problemini anlatmaya başlamıştır. Ancak bu noktada bedeninizi anlamaya odaklanıyorsunuz. Oysa problem coktan büyümüş vaziyette. Ondan sonra da bu gözle görülür sıkıntıları ortadan kaldırmayı hedefliyorsunuz. Problemleri oluşturan kaynağı tedavi etmeyi değil. Bedenleriize eziyet ediyorsunuz. Şifa vermek bu değildir. Şifa vermek, sevgi yüklemektir. Sevgi en yüksek frekanstır. Bedene sevgi yüklediğinizde ona sıkıntı yaratan tüm düşük frekansları temizemiş olursunuz. Ve bedeniniz enerji alanını dengeler. Hücreleriniz yapısısnı dengeler. Atomlarınız titreşim hızlarını dengeler. Tüm bunlar dengelenince zaten beden şifalanmış olur.
Bizler tüm bunları gözönünde bulundurarak önce kendimizle bağlantı kurmalı ve bedenimizde oluşan problemleri görmeyi öğrenmeliyiz. Sonra da kendimize sevgi yükleyerek mevcut tüm rahatsızlıklarıortadan kaldırmayı yani enerji alanlarımızı dengelemeyi hedeflemeliyiz. Böylece ruh ve beden dengemiz oluşur. Enerjimiz vücudumuzda dengeli bir biçimde dolaşır. Şifalanmış oluruz.
Bedenimizin lisanı basittir. Hepimiz biraz farkındalıkla bu lisanı öğrenip kullanabiliriz. Problem olan bölgede ki enerji değişimi, değişik titreşimler en belirgin dikkat çekme yöntemidir. Bedeninizdeki herhangi bir organda normalde hissetmeye alışık olduğunuzdan daha yoğun bir titreşim hissederseniz o bölgede enerji dalgalanması vardır. Bunu fark ettiğiniz anda o bölgeye ve tüm vücudunuza yoğun sevgi frekansı gönderdiğinizi düşünürseniz, enerji açısından uygun tedaviye başlamış olursunuz. Bunu titreşimleri normal hissedene kadar sürdürmeniz yeterli olacaktır.

KENDİ KENDİNE ELLE TEDAVİ (REİKİ)
Reiki ellerimiz aracılığı ile uyguladığımız bir tekniktir. İki elimiz birlikte kullanılır ve vücudun belirli bölgelerinin üzerine yerleştirilerek her bir pozisyonda 3-5 dakika süreyle durulur. Normal bir Reiki seansı yaklaşık 60 dakika sürer. Ancak çoğu zaman vücudun bütün bölümlerini kapsayan bu uygulama yerine, temel çakraları hedef alan ve yaklaşık 30-40 dakika süren kısaltılmış uygulama yapılır. Asgari sürelere uyulması önem taşımaktadır. Reiki’ye siz ve bedeniniz alıştıktan sonra keşiflere başlayıp, Reiki’nin hislerinizi yönlendirmesiyle sizin için neyin o anda uygun olduğunu bilebileceksiniz.
Temel seans dışında özellikle rahatsızlık hissedilen bir organ mevcutsa, ellerinizi o bölgenin üstüne koyarak ekstra Reiki verebilirsiniz. Bazı önemli hastalıkların ve rahatsızlıkların Reiki ile tedavisinde değişik pozisyonlar, spesifik uygulama tekniği ve farklı uygulama süreleri vardır ve bu konuda özel çalışma, araştırma ve derinleşmeyi gerektirir. Ancak Reiki’de yanlış yapmak ihtimali olmadığından en kötü ihtimalle özel uygulamanız sadece işe yaramayabilir, o kadar.
Reiki uygulaması sırasında ellerinizi yerleştirdiğiniz bölgelerde avuç içlerinizde çeşitli derecelerde ısınma hissedeceksiniz. Bu normaldir. Genellikle bu ısınmanın derecesi ilgili çakranın ihtiyaç duyduğu ve çektiği enerjiyle doğru orantılıdır. Nadir durumlarda hiç ısınma hissedilmemesi, başkasına uyguladığınızda sizin ısınma hissetmeniz ama uyguladığınız kişinin ısınma hissetmemesi veya tam tersi görülebilir. Bütün bu durumlar normaldir ve ısınma olsun ya da olmasın Reiki çalışmaktadır.

More

Gözlük Kullanımı

İnternetteki “optik rehberim” adlı web sitesinde yayınlanan “İdeal Gözlük Kullanımı” başlıklı yazıda, gözlük kullanan kişilerin yaşadığı sorunlar dile getiriliyor. Gözlük kullanmaya başlayan kişilerde, belli bir süre sonra bazı alışkanlıklar oluştuğu, gözlüğü takıp, çıkarırken, silerken, bir zemin üzerine koyarken, kordon veya zincirle boyunda asılı tutarken, baş üzerine kaldırırken, kılıfına yada kılıfsız cebe çantaya yerleştirirken ortaya çıkan bazı hareketlerin, hep benzer biçimde düşünmeden yapıldığı hatırlatılıyor. Bu alışkanlıkların gözlüğün ömrünü, yapısını, ayarlarını etkilediği dile getirilen yazıda, yanlış bir zorlama ya da yanlış bir hareketin, gözlüğün zorlamanın olduğu bölgeden kırılmasına, zarar görmesine neden olduğu hatırlatılarak, bu olumsuzlukları gidermek için, dikkat edilmesi gerekenler sıralanıyor:
 Gözlük kullanılmadığı zamanlarda, mutlaka sert koruyucu bir kılıfta muhafaza edilmeli ve mümkün olduğunca oturulan, dayanılan üzerinde eşya bulundurulan bir zemine konulmamalı.
Oturulan sandalye, koltuk, kanepe, yatak üzerine bırakılıp unutulan gözlükler her an bir kazaya uğrayabilir. Böyle bir alışkanlık edinilmişse hemen vazgeçilmesi gerekir.GÖZLÜĞÜN AYARLARI BOZULURSA
Bu durumu anlamak için gözlük sapları açılarak düzgün (masa üstü vs.) bir zemine konur. Eğer saplardan biri zemine değmiyorsa, gözlük yüzde eğri duruyor demektir. Bu pozisyondayken gözlük halkalarına yukarıdan bakıldığında, halkalardan biri içe doğru bir konumda ise de, gözlük köprü kısmından eğilmiş demektir. Bu gözlük yüzde, bir halkası yüze yakın, diğer halkası gözden uzak durur.
Bunların dışında, sap açıklıkları gövde ile 90 derecelik açı teşkil etmiyor ve dışa doğru açılmışsa, gözlük yüze bol gelir ve düşme eğilimi gösterir. Şayet bu sap, bu şekilde açılmamışsa, gözlüğün açılan sap yönünde yüze yaklaştığı görülür.
Metal ve plastik çerçevelerde sap vidalarının gevşemesiyle saplar sık sık cama çarpacak ve cam üzerindeki kaplama veya polisaja zarar vererek matlaşmasına neden olur.
Gözlük katlandığında saplar düzgün kapanmıyor, aşağı veya yukarı doğru, doğru açı teşkil ediyorsa, sap menteşelerinin eğimi yanlıştır. Bu durum gözlüğün kılıfa girmesini zorlaştır. Gözlük sapları genellikle düzgündür. Bazen yapımcı firma veya teknisyen gözlükçü tarafından şakaklar üzerindeki baskıyı azaltmak için hafif bir kavis verilir. Bilinçli yapılan bu işlem dışında saplardaki aşağı-yukarı, içe ve dışa eğimler gözlüğün yüzdeki konforunu olumsuz etkiler. Bu tür ayar bozuklukları görünümü de kötüleştirir.
Metal gözlüklerde, camları halka içine zapteden vidalar zamanla gevşeyip camların düşüp kırılmasına neden olabilir. Fakat bu durum kullanıcıyı daha önceden uyarır. Gözlük camları silinirken gevşemiş vidalar camın yatak içinde oynamasına ve ses çıkarmasına neden olur. Bu ses camın düşebileceğinin de habercisidir.
Özellikle plastik çerçeveleri veya plastik camlı, plastik ve metal çerçeveleri sıcaklığın 40 dereceyi geçtiği yerlerde bırakmamak gerekir. Çünkü gözlük, sıcaklıklarının 60-70 dereceye çıkmasıyla deforme olup, parlaklıklarını kaybeder. Özellikle yansımasız kaplamalı plastik camların kaplamaları, bu sıcaklığa dayanamaz.

GÖZLÜĞÜN TEMİZLENMESİ
Silme bezinin yumuşak, hidrofil (su tutucu) ve cam üzerinde kolay hareket eden malzemeden olmasına titizlik gösterilmeli, silme bezi içinde kum, toz, kir olmamalıdır.
Eğer çıkmayan kirler varsa, özel temizleyiciler spreyler, kir çözücü emdirilmiş kağıtlar kullanılabilir. Bunlar yoksa, her cama bir damla şampuan veya benzeri yüzey aktif sıvılar damlatılarak camlar parmakla ovalanır. Deterjan kullanılmamalıdır. Bol su ile durulanarak suyu silkelendikten sonra yukarıda anlatılan şekilde temizlik tekrarlanır.
Gözlüğe en çok zarar temizlik aşamasında verilir. Bir eşyayı uzun süre ve ideal formunda kullanmak, ancak bazı kurallara uymak ve bu kuralları alışkanlığa dönüştürmekle mümkündür. Günlük yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olan böyle bir eşyanın ideal kullanımı, ekonomik ömrünü birkaç kat uzatır.

GÖZLÜK ÇERÇEVESİ DEFORMASYONLARI
İlk alınışta gözlük çerçevelerinde teknisyen dikkatinden kaçan bazı deformasyonlar olduğu gibi, kullanım ve taşıma yanlışlıkları sonucu da çerçeve deformasyonlara uğrayabilir. Böylece bir deformasyon tespit edildiğinde, zaman geçirmeden optisyene başvurarak bu durumun düzeltilmesi ve ideal duruma getirilmesi gerekir.
* Burun köprüsünün tam ortasından dikine bir düzlem bulunduğu varsayılarak , sağ ve sol gövdelere bakıldığında her iki tarafta simetrik olmalıdır.
* Gövdenin göz tarafında kalan iç kısmına 180 derecede bir düzlem konduğunda (menteşelere dayanacak şekilde) sağ ve sol halkalar bu düzleme eşit mesafede olmalıdır. Bu eşitlik aynı zamanda ,camların merkezlerinin korneaya eşit uzaklıkta olmasını sağlayacaktır. (sağda ve solda çok farklı dyoptriler istisnadır)
* Eğer şaşılık (strabismus) yoksa , göz bebekleri sağ ve solda aynı yerde olmalıdır. Yine eğri burun istisnadır. Zira burunda sağa veya sola doğru bir eğiklik varsa, gözlük çerçevesi yüzde tam simetrik durmayacaktır.
* Gözlük gövdesinin her iki yandan bakıldığında yanağa doğru eğimi (pantoskopik açısı)eşit olmalı ve yanağa değmemelidir.
* Sapların kulak arkasına dönen kısmı, kafa ile kulağın birleşme eğrisini takip edecek gibi olmalıdır.
* Sapın en uç noktası, hem kulak arkasına hem de kafa derisine fazla baskı yapmamalıdır.
* Gözlük sapları açılarak önce düz, sonra ters bir şekilde düzgün masa üstü gibi bir zemine koyulduğunda , sap uçları veya büküm yerleri masaya değmelidir.
* Saplar gövdeyle 90 derecelik bir açı yapmalı ve saplar düz bir biçimde kıvrım yerine uzanmalıdır. (şakakları geniş kişiler için verilmiş dışa doğru bombeler istisnadır.)
* Metal çerçevelerde, plaketlerin kaynak yerlerinden başlayarak eğim ve kıvrımlar simetrik olmalıdır.(yine eğri burunlar için özel yapılmış ayarlar istisnadır.)
* Sap uzunlukları ve büküm yerleri eşit olmalıdır. (kişinin bir kulağı önde bir kulağı geride ise,yapılan ayar istisna kabul edilir.) Sap uçları camlara temas etmemelidir.
* Çerçeve gövdesindeki camı sıkıştıran vidalar gevşek olmamalıdır. Keza, sapların menteşe vidaları yeteri kadar sıkı olmalıdır. Camı tutan vidalar sonuna kadar sıkışmalı, arada açıklık kalmamalıdır. Menteşe vidaları zamanla gevşemeye meyillidir. Vidaların gevşeyip düşmesini önlemek için somun kullanılmalı veya vidanın uç kısmı preslenerek çıkması önlenmelidir.
* Çerçevenin gövdesinin öne veya saplara doğru eğimi fazla olmamalıdır.

GÖZLÜKTE DEFORMASYONLAR NEDEN ZARARLIDIR ?
Gözlükte deformasyonlar, hem estetik açıdan, hem fonksiyonları açısından kötü sonuçlar doğurur. Deforme olan gözlük, cilde pişik veya kızarıklık gibi zararlar verir. Çünkü ağırlıklar burun üzerine ve saplara eşit dağılmaz. Kaymalar veya baskılar, kulak arkasında, şakaklarda ve burun üzerinde acı ve ağrı verir. Gözlüğün görme fonksiyonlarını bozar, astigmatik ve prizmatik etkiler meydana getirerek bulanık görmeye, çift görmeye ve görme yorgunluğuna, dolayısıyla baş ağrısına neden olur.

HER ALTI AYDA BİR ZİYARET
Yukarıda saydığımız tüm olumsuzluklar, ancak işinin ehli bir usta teknisyen tarafından düzeltilir. Bu tür ayar bozuklukları, eğrilikleri, gevşemeleri konunun dışında birinin yapması zor ve risklidir.
Gözlükçünün çeşitli cihaz ve el aletleriyle kolayca ve kısa sürede yapabileceği bir ayar, yanlış ellerde kırılmayla sonuçlanabilir. Ziyaretlerin gözlük kullananın lehine bazı yararları da vardır. Bu ziyaret esnasında gözlüğe derin temizleme yapılır, (ultra soundlu yıkama cihazında)gevşeyen vidalar sıkıştırılır. Eskiyen, yeşilleşen, rengi değişen burun padleri değiştirilir. Şayet ilgilenilir ise yeni teknolojik gelişmelerden haberdar olunur. Cam ve çerçevenin miadının dolup dolmadığına karar verilir.

GÖZLÜĞÜ DEĞİŞTİRME ZAMANI
Her gözlüğün, kişiden kişiye değişen bir kullanma süresi vardır. Bu süre alışkanlıklara, takış süresine, sık takıp çıkarılmasına, muhafaza şekline kişinin terlemesi ve terindeki terkibe göre değişir.
Eğer terin çok asitli bir terkibi varsa, metal çerçevenin kaplamaları bu terkipten etkilenerek bozulur, baz materyaldeki bakırı oksitleyerek yeşil renk alır, giderek korrozyon ve yüzeyin törpü gibi pürüzlenmesine neden olur. Özellikle cilde temas halindeki saplarda ve gözlüğün gövdesinin alt kısmında yanağa değme varsa meydana gelen bu oluşum son derece ciddi cilt reaksiyonlarına zemin hazırlar.
Mükemmel kalite ve mükemmel sağlamlık istenildiğinde, çerçeve köprüsündeki alaşımın sert ve dayanıklı olması sağ sol halkalarda ise yumuşak kolay biçim verilen bir alaşım seçilmesi şarttır. Saplarda kullanılan alaşım bazen üç değişik özellik taşır: Sapın menteşeye yakın yerleri kalın sert, orta bölge esnek, plastik uçların geçirildiği mil kısmı yumuşak kolay bükülen nitelik kazandırır. (ki optisyen kolayca kulak arkasına bükerek ayarlayabilsin.) Alaşıma bu özellikler kazandırılırken yapılan işlemler, maliyetede etki eder. Bu nedenlerle, çok kaliteli bir çerçeveye ömür biçmek zordur. Çok sağlam bir gözlük, kötü kullanımla çok kısa sürede bozulabilir. Bu itibarla, gözlük çerçevesine yapımcı firmaların verdiği garanti, sadece imalat hatalarını içerir. Kullanım yanlışlığından meydana gelen kırılma veya bozulmalara bir garanti verilmez.
Özet olarak kaplaması bozulmuş metal gözlük çerçevesinin değiştirilmesi gerekir. Ayrıca metal yorgunluğuna başlamış, kolayca deforme olan çerçeveler ile vida yatakları, menteşeleri bozulmuş bağlantıları çatlayarak zayıflamış çerçeveler değiştirilmelidir. Plastik çerçevelerde saplarda pütürlenmeler, ter asidinden beyazlanmalar olduğunda, plastik malzeme ayar yapılamayacak derecede sertleştiğinde, çatlamalar başladığında değiştirmek gerekir. Unutulmamalıdır ki, değişme zamanı gelmiş, ana materyali bozulmuş, deforme olmuş, camları çizilmiş, matlaşmış, kanallarına temizlenemeyen kirler birikmiş bir gözlüğü kullanmakta ısrar etmek sağlıklı değildir. More

Cilde Göre Gözlük Seçimi

Sarı saçlı ve açık tenli kişiler için en uygun renkler ;  Açık mor, açık yeşil, bebek mavisi, tozpembe ve nane yeşili.
Kaçınmanız gerekenler ; Çok açık renklerden kaçınmalısınız. Pastel ama belirgin tonlar kullanmanız daha yerinde olacaktır. Çok açık gri ve mavi tonlar sizi olduğunuzdan da beyaz ve hasta gibi gösterir.

Siyah saç ve koyu ten ; Pembe ve mavinin tüm tonları ile siyah ve mor.
Siyah saçlarınız ve esmer teniniz neredeyse bütün renklerle uyum sağlayabilir, beyaz ya da alev kırmızısı gibi kontrast renkler sizi ortaya çıkartacaktır.
Kaçınmanız gerekenler ; Tunç ve tuğla kırmızısı gibi renkler sarıya çaldıkları için ten ve saç renginizi donuklaştırır.

Siyah saç ve açık ten ; Pembe, mavinin tüm tonları, kırmızı ile mor ve siyah.
Neredeyse tüm renkleri rahatlıkla kullanabilirsiniz. Kırmızı, gri tonlar ve lacivert size çok uygun.
Kaçınmanız gerekenler ; Sarı ve tonları.

Kızıl saç ve açık ten ;  
Saman sarısı, kayısı, kavun içi rengi, yeşilin açık tonları ile mercan ve gri, mavi.
Kızıl saç ve yeşilin birlikteliği mükemmeldir, üstüne bir de açık tenliyseniz koyu sarı ve mercan renklerini deneyin.
Kaçınmanız gerekenler ; Haki ve toprak sarısı renklerini yüzünüze yakın kullanmanız teninizdeki ışıltıyı alır.

Kahverengi saç ve açık ten ; Açık yeşiller ile birlikte saman sarısı, kavuniçi, kayısı rengi, kahverengi ve mavi
Eğer kahverengi saçlı ve açık tenliyseniz kemik rengi size çok yakışacaktır. Gözlük, kolye gibi aksesuarlarınızda kullanmanızı öneririz.
Kaçınmanız gerekenler ; Açık ten siyahı kaldırabilir ama kahverengi saç ile iyi uyum sağlayamayacaktır.

Gözlükte trend
Mor ve sarı tonlarda gözlükler koyu renk gözlere sahipseniz tercihiniz olabilir.
Geniş çerçeveli modeller bakışlara anlam ve derinlik kazandırır. Büyük ve kemik çerçeveli gözlükler iri gözlerde bakışları saklamak yerine belirginleştirir.
Gözleriniz küçük ise mor ve pembe tonlardaki gözlükler, gözlerin çevresini tamamen kaplayarak daha iri görünmelerini sağlar. Pembe, mavi, sarı gibi gökkuşağı renkleri gözlere anlam katar.

More

Gözlüğü Kim Buldu Kısaca Gözlüğün İcadı

Günümüzde bir çok insanı hayata Bağlayan Gözlüğü İcadı Hakkında Bilgileri sizlere özet ve kısa bir biçimde vermek istiyoruz.

Gözlüğü icat eden kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin en önemli icatlarından biri olan gözlüğü bulan kişiye büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bu güne kadar yapılan bütün araştırmalara karşın hala sırrını korumaktadır. Bu kişinin yaklaşık olarak 1250 ile 1280 senelerinde Venedik’te yaşamış olması büyük bir ihtimal, zira 13. Asırda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam imalatıyla tanınmış olan bir yerdi.

Gözlüğü kimin bulduğu konusundaki en daha önceki kayıt, 1289 seneninde Sandro di Popozo’nun kaleme aldığı “Trake de Conduite de la Famille” isimli kitapta bulundu. Popozo, şunları yazmıştı: “Yaşlılık benden o kadar çok şey götürdü ki, gözlük isimi verilen camlar olmadan ne okuyabiliyor, ne de yazabiliyorum. Bu mükemmel alet, görme kabiliyetini büyük ölçüde yitirenperişan yaşlanır için daha yeni bulunmuş.” 1967 seneninde Londra’da “Tarih Süresince Gözlük” isimli bir kitap yazan Richard Corson, gözlüğün 1287 seneninde İtalyanlar tarafından bulunduğunu belirtir. Gözlüğü ilk bulan kişi olarak çeşitli isimler öne sürülmekteyse de, bunların hiçbirisinin doğruluğu daha ispat edemedi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, başka bir deyişle dışbükeydi ve yalnızca yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme meselesi olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için asır geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.
Uzağı görme meselenini yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma emelli kullanılması, uzağı görememenin o kadar önem vermemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.
Gözlük icat edilme tarihinden yaklaşık olarak 350 sene kadar sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve ehemmiyetli buluştu. Edward Scarlett 1730′da Londra’da sabit gözlük sapını icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.
Ancak günümüze gelindiğinde tüm bu yavaş gelişmeye rağmen gözlüğün insanlığa hizmeti oldukça büyük oldu, en azından onların hayata bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.
14. Yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ mananında ‘lenticchie’ ismini verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, takriben iki yüzyıl gözlük camı mananında da kullanıldı. Son zamanlarda kullanılan ‘lens’ isiminin orijini de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.
İlk gözlükçü dükkanı 1783′de Philadelphia’da açıldı.

More

Çerçeve Seçmenin Püf Noktaları

  • Rahatlık : Burada amaç hedef gözlüğün bütün fonksiyonlarından onu yüzünüzde yokmuş gibi hissetmektir.yararlanırken yüzünüzde minimal hissetmektir. Bu söylediğimizi birçok kez gözlük alanlar gözlüklerini bir öncekilerle kıyaslayarak değerlendirebilirler. En temel test ise gözlüğü yüzümüzde bir protez, bir yabancı unsur gibi hissetmemektir. Gözlüğümüz yüzümüzde temas ettiği yerlere uyumlu olmalıdır. Burnumuza ve kulaklarımıza uygun eğimlerle oturmalı, metal kısımlar tenimizle temas etmemeli, yanaklarımıza ve şakaklarımıza baskı yapmamalıdır.
  • Estetik : Hepimiz az ya da çok aynaya bakarız. Bir gözümüz aynadadır. Kendimize ve görüntümüze çeki düzen veririz. İyi görünmek, görüntümüzle doğru mesajı vermek isteriz. Öyleyse kuralı birlikte koyalım: Gözlüğümüzle de kendimizi beğenmeliyiz. Gözlüğümüz görüntümüzü bozmadığı gibi tamamlamalıdır ve hatta görünüşümüze olumlu katkısı olmalıdır.
  • Teknik : En basit tanımıyla gözlük, gözlerimizin önündeki bir çift mercektir. Bu merceklerin işlevi gözümüzdeki kırılma kusurunu düzelterek doğru görmemizi sağlamaktır. Bunun tam olması için de kırılmanın göz bebeğimizin karşısında olması, astigmat açısı, çerçevenin şekli gibi uzmanların bileceği bir çok teknik doğrular gerekmektedir. Aksi durumlarda görmemiz tam düzelmeyecektir.
  • Ekonomi : Gözlük almanın ve kullanmanın maddi bir boyutu elbette vardır. Çoğu kullanıcı ilk fiyat araştırmasının sonucunda gözlüğün “pahalı” olduğuna hükmeder. Bu kanı genellikle yanlıştır. Gözlüğün fiyatı; üretildiği ülke, üretildiği yıl (Yani modasını geçip geçmediği), imalatında kullanılan malzeme, kullanılan çerçevenin markası , imitasyon (taklit) olup olmadığı , kullanan resmi reçeteyle gelmişse reçete bedeli gibi unsurlara göre değişir. Gerçek fiyatı araştırma yapan tüketiciler ve uzmanlar bilebilir. Şunu da unutmamak gerekir; En ucuz gözlük bile doğru muayene, doğru çerçeve ve cam seçimini içermelidir. En yüksek bedelle alınan gözlüğü bile her gün severek kullanıyorsak ucuz olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşılık; çok düşük bir bedelle almanıza rağmen, gözlüğünüzü kullanamıyorsanız; harcamanız hedefine ulaşmamış demektir.

Oval yüz: Oval yüze hemen her çerçeve uyar. Yumuşak köşeleri olan ve şakağa doğru yükselen kare şeklinde çerçeveler oval yüzlere özellikle yakışır.
Çerçeve önerileri : Herhangi bir çerçeve

Yuvarlak yüz: Çerçevelerin yüzü daha uzun ve ince göstermesi gerekir. Genel anlamda aranması gereken yüzün en geniş kısmına eşit veya çok az daha geniş çerçevelerdir. Yüksek şakaklı çerçeveler daha uzun bir profil etkisi verir. Kaş çizgili çerçeveler de (kalın veya belirgin üst çerçeveler) gözü çekik gösterir ve bu etki yüzün daha uzun görünmesini sağlar.

Çerçeve önerileri : Köşeli veya dikdörtgen, genişçe çerçeveler.

Elmas şekilli yüz: Bu yüz tipinde geniş veya yüksek elmacık kemikleri, dar alın ve çene bulunur. Oval çerçeveler yüzün kenarlarını yumuşatır; yumuşak kıvrımları olan kare çerçeveler de aynı etkiyi yaratabilir. Her durumda çerçevenin elacık kemiklerinin genişliğinden daha geniş olmamasına dikkat edilmelidir.

Çerçeve önerileri : Oval, kare, çerçevesiz.

Kare yüz:Bu tip yüzde kuvvetli bir çene çizgisi, geniş bir alın ve elmacık kemikleri bulunur. Köşeleri yumuşatmak için yumuşak, kıvrımlı çerçeveler seçilerek yüze anlam verilebilir. Klasik oval çerçeveler de bu yüz tipine yakışır.

Çerçeve önerileri : Oval, yuvarlak.

Uzun yüz: Yüzün en geniş yerinden daha geniş olmayan bir çerçeveyle yüzün olduğundan daha geniş ve kısa görünmesi sağlanabilir. Bu tip yüzde yuvarlak ve kare çerçeveler çok başarılıdır. Enine hatları kısa, boyuna hatları uzun olan çerçeveler de bu yüze göredir.

Çerçeve önerileri:Yuvarlak, kare.

Üçgen yüz: Göz bölgesi vurgulanarak yüzün alt kısmındaki vurgu azaltılmalıdır. Şakağa doğru sivrilen çerçeveler bu dengeyi sağlamakta yardımcı olabilir. Alt çerçevesi olmayan metal modeller de deneyebilirsiniz.

Çerçeve önerileri : Üst hatları düz olan çerçeveler.

More

Gözlükte Rahatlık ve Moda

  • Gözlük çerçevelerinde rahatlığı sağlamak için öncelikle burun köprüsüne, çerçevenin saplarına ve gövdesine bakılır
  • Plastik çerçevelerde köprü yanlarının ve üstünün burna tam teması,
  • Metal çerçevelerde, plaketlerin tam olarak burun yanlarına basması,
  • Sapların uygun uzunlukta olup olmadığı, kulağa baskısı önemsenir,
  • Çerçevenin sağ ve sol halkalarının yüz estetiğini bozmayacak kadar biçimli durmasına özen gösterilir. Alttan yanağa değmemesine ve üstten kaşla aynı hizada olmasına dikkat edilir.
  • Çerçevenin şakakları taşacak kadar büyük, şakaklardan içeride kalacak kadar küçük olmaması tercih edilir

Gözlüğün biçimi, daima yüzdeki olabilecek kusurlarını daha belirgin hale getirmeyecek nitelikte olmalıdır. Şişman gergin bir yüzü daha şişman, dört köşe bir yüzü daha köşeli, dar ve ince bir yüzü daha ince, kaşların kusurlarını belirginleştirecek şekilde düşük ve yüksek duruşlu çerçeveler seçilmemelidir. Burun kemerini veya burun uzunluğunu belirginleştirecek şekilde köprüsü olan, birbirine yakın ya da hafif şaşı gözlerin kusurlarını ilk bakışta gösteren yapıda olmamalarına özen gösterilmelidir. Biçimleri belirgin olmaktan kurtarmanın yolu, karşıtları (zıt biçimleri) kullanmaktan geçer:

  • Köşeli bir yüz biçimine; köşeleri belli olmayan oval, yuvarlak, elipsoid, damla biçimi;
  • Oval, yuvarlak bir yüze; köşeleri daha belirli gözlükler önerilir.
  • İnce uzun bir yüze; şakakları biraz taşan, toplu bir yüze şakaklarla aynı hizada, kaşların aşağı doğru inmesine karşıt olarak yukarı doğru hafif çekik ya da en azından düz gözlükler seçilmelidir.
  • Kemerli burunlarda; kemeri örtecek düşüklükte ve kalınlıkta köprüsü olan gözlüklere yönelmelidir.
  • Gözleri birbirine yakın olanlar için; ince hatlı burun kemeri olan ince ve dar çerçeveler seçilmelidir.
  • Uzun burunları daha kısa göstermek için burun kemerının biraz kalın ve düşük seçilmesi gerekir.
More

GÖZLÜK KULLANICISINA BAZI TAVSİYELER

Öncelikle lütfen gözlüğünüzün kullanım kılavuzu kurallarına uyunuz. Aksi takdirde gözlüğünüzün kullanım ömrü kısalacaktır. Gözlük camlarınızın garantisinden faydalanabilmek için, aldığınız ürünün faturasını ve garanti belgesi ile birlikte gözlüğünüzü aldığınız optikçiye başvurunuz.
Gözlüğünüzü çıkarıp takarken lütfen iki elinizle saplarından tutarak çıkarın veya takın.
► Gözlük camlarınızın çizilmesini önlemek amacı ile camların sert yüzeyle temas etmeyecek şekilde ve sapları aşağıya gelecek şekilde koyun.
Camlarınızı temizlemek için önce ılık su ile yıkamalı (bu şekilde tozdan arınması sağlanır) sonra da yumuşak ve temiz bir bezle silinmelidir. Asla peçete veya kıyafetinizle temizlemeyin.
► Gözlüğünüzün camlarını kolonya, aseton, veya diğer kimyasal bir malzeme ile asla temizlemeyin.
► Gözlüğünüzle denize girmemeğe çalışın.
► Gözlüğünüzü kullanmadığınız durumlarda kendi kılıfında muhafaza edin.
► Aşırı terleme ve cilt salgısının yoğun olduğu dönemlerde sık sık su ile yıkayarak temizleyin
Camlarınız organik cam ise yazın otomobil önü, radyatör, aşırı güneş altı gibi ısı kaynaklarına maruz kalacak şekilde bırakmayın.
Özel koruyucu gözlük kullanmayı gerektiren kaynak veya kimya atölyesi çalışmalarında gözlüğünüzü kullanmayın.
► Göz sağlınız için yılda en az bir kere doktor muayenesinden geçmenizi öneririz.

More

Gözlük kullanımı hakkında bilgiler

Deforme olmuş, özensiz kullanılmış bir gözlük hem estetik açıdan hem de sağlık yönünden olumsuz sonuçlar doğurur. Görme fonksiyonu bozulduğu için baş ağrısı, yorgunluk, çift görme gibi sağlık sorunlarıyla karşılaşılabilir.
Gözlük kullanan kişilerde bir süre sonra bazı alışkanlıklar oluşur. Bu alışkanlıklar en baştan itina üzerine kurulursa göz, gözlük sağlığı ve gözlüğün ömrü açısından faydalı olacaktır. Gözlüğü takıp çıkarırken, silerken, bir zemin üzerine koyarken, kılıflı veya kılıfsız olarak cebe, çantaya yerleştirirken yapılan bazı zorlamalar gözlüğün ayarlarını ve ömrünü etkiler.
Oluşan deformasyonlar hem estetik hem de fonksiyonel açıdan hoş olmayan, olumsuz sonuçlar doğurur. Deforme bir gözlük cilde pişik ve kızarıklık gibi zararlar verir. Çerçevedeki kaykılmalar kulak arkası, şakaklar ve burun üzerinde ağrı oluşturur. Görme fonksiyonlarını etkiler. Astigmatik ve prizmatik etkiler meydana getirerek bulanık görmeye, çift görmeye, yorgunluğa ve baş ağrısına sebep olabilir.

Tüm bu olumsuzlukları gidermek için nelere dikkat etmeliyiz?

Gözlük, kullanılmadığı zamanlarda mutlaka dıştan sert, içten kadifemsi koruyucu bir kılıfla muhafaza edilmelidir.

Çerçeve ayarı sık sık kontrol edilmelidir. Bunu anlamak için gözlük sapları açılarak düzgün bir zemine konulur ve sapların düz ve eşit biçimde zemine değip değmediğine bakılır. Ayrıca sap açıklıklarının gövde ile tam dik açı oluşturması önemlidir. Sapı dışarı doğru açılmış bir gözlük yüze bol gelecek ve düşme eğilimi gösterecektir.

Sap vidalarının gevşemesi sapların camlara çarparak çizik ve matlık oluşmasına sebep olacaktır.

Camları temizlerken yumuşak ve su tutan bezler kullanılmalıdır. Camlarda silmekle çıkmayan lekeler varsa özel temizleyiciler kullanılabilir. Bunlardan bulunamazsa şampuanla camlar ovalanır. Deterjan kullanılmamalıdır. Bol su ile durulanarak tekrar bezle kurulanır. Gözlüklerin en çok yanlış silme ve temizleme nedeniyle deforme oldukları unutulmamalıdır.

Gözlük, yüze takıldığında, burun köprüsünün tam ortasından dikine bir düzlem bulunduğu varsayılarak, sağ ve sol gövdelere bakıldığında her iki taraf da simetrik olmalıdır.

Gözlük gövdesinin her iki yandan bakıldığında yanağa doğru eğimi eşit olmalı ve yanağa değmemelidir.

Sap uzunlukları, uçları, büküm yerleri kişinin yüz yapısına uygun olmalıdır.

Menteşe ve cam vidaları uygun sıkılıkta olmalıdır.

Değişme zamanı gelmiş, ana materyali bozulmuş, deforme olmuş, camları çizilmiş, matlaşmış, kanallarına temizlenemeyen kirler birikmiş bir gözlüğü kullanmakta ısrar etmenin göz ve görme sağlığınıza zarar vereceği, baş ağrısı ve fizikî tahrişe neden olabileceği, kısacası sağlıklı olmadığı unutulmamalıdır.

GÖZLÜK CAMLARI ÇİZİLMEMELİ
Gözlük camlarınızın çizilmemesi için özen gösterin. Gözlüğünüzü bir yere koyarken fiziksel olarak yıpratmamaya çalışın. Deforme olan gözlükler görme fonksiyon-
larını etkiler.

More

Güneş Gözlükleri Hakkında Bilgi

  • Güneş kaynaklı ve İnsan için(özellikle cilt ve göz) zararlı ışınlar, UV(Ultraviole), daha küçük dalga boyundaki ışınlar ve IR(lnfra red) denilen daha büyük dalga boyundaki ışınlardır. Küçük dalga boyundaki ışınlar radyasyon etkisi, büyük dalga boyundaki ışınlar ise termik(lsı) etki ile organizmaya zarar verirler. Güneşten yayılan ışınların dalga boyu, 400-800 nanometre arasında bir dağılım gösterir. Atmosfer, zararlı ışınların büyük bir kısmını filtre etmesine rağmen, yine de gün ışığında göze zarar verecek derecede UV ve IR ışını vardır. Özellikle son yıllarda üzerinde sıkça durulan ozon tabakasının incelmesiyle dünyaya daha fazla zararlı ışının ulaşması, İnsan sağlığı üzerindeki tehditleri de artırır hale gelmiştir. UV ışınlarından UV -B, önlem alınmadığında cilt yanıkları oluştururken, UV -A ve özellikle UV -C gözler için zararlı olmaktadır.Böyle bir durumda yukarıda bahsedilen zararlı ışınlardan gözlerimizi korumak, ideal bir güneş gözlüğü ile mümkün olacaktır. İdeal bir güneş gözlüğü Camı, UV(Mor Ötesi) veIR(Kızıl Ötesi) ışınlarını etkili oranlarda absorbe ederek (emerek), bunların göze zarar vermesini engeller.Güneş gözlüğü camının gözde tam koruma sağlayabilmesi için, üstten, yandan ve yansıyan ışınlardan da koruyacak şekilde dizayn edilmiş olması uygun olacaktır. Estetik amaçla, yüzden uzakta kalan camlar yeterli koruma sağlamayabilirler.
    Güneşe uzun süre maruz kalma gözün ön dokularına(komea, konjonktiva) zarar verebilirken, güneş ışığına direkt bakma(güneş tutulmalarında olduğu gibi) görme tabakasına ciddi boyutlarda zarar verir. Merkezi görmeyi oluşturan ağ tabakanın makula denen kısmında yanıklar oluşabilir ve bu durum kalıcı görme azalmasıyla sonuçlanır .(Fototoksisite)

    Güneş gözlüğü seçilirken yukarıda sayılan özelliklere dikkat etmek uygun olacaktır. Aksi halde herhangi bir yerden(İşporta gibi) elde edilen herhangi bir gözlük, yeterli göz koruması sağlamadığı gibi, zararlı da olmaktadır. UV koruması sağlamayan gelişigüzel renkli bir cam, pupillada(göz bebeği) genişlemeye ve ağ tabakaya daha fazla zararlı ışın geçişine neden olur.

    Tüm bu anlatılanlardan da, anlaşılacağı üzere güneş gözlüğü seçimi dikkat gerektiren, bizlerin daha çok ilgilendiği estetik uygunluk dışında, göz sağlığını büyük ölçüde etkileyen ciddi bir iştir.

More
Translate »